Eğitimde Yaratıcı Drama ve İngilizce

Eğitimde Yaratıcı Drama ve İngilizce
Tümay Ç.
Tecrübe Paylaşımı - Hayata Dair
May 14, 2019
82

Sanırım birçoğunuz özellikle de yeni bir alanda, disiplinde yer alan öğreniciler şu alıntıya rast gelmişsinizdir:

"İnsanlar okuduklarının yüzde onunu,
duyduklarının yüzde yirmisini,
gördüklerinin yüzde otuzunu,
hem görüp hem duyduklarının yüzde ellisini,
görüp, duyup, söylediklerinin yüzde seksenini,
görüp duyup, söyleyip, dokunduklarının yüzde doksanını hatırlar."


Kaynağını bilemiyorum.

Müthiş bir makine gibi işleyen insan beyninin yüzde kaçını kullandığımız - bilime inat - muamma. Ancak buna bir de "yaparak, yaşayarak öğrenme" eklenebilecektir. O zaman yüzde kaç olur bilemiyorum.

Bildiğim bir şey, size öğretilen şeyin ('The Present Perfect' veya planlı gelecek zaman olsun) gündelik hayatta nasıl ve neden karşınıza çıktığını ve onu nasıl kullanacağınıza yönelik gerçek hayat deneyimlerine ihtiyaç olması.

Tecrübe:
2003 yılında bir Eylül günü İngiltere'ye vardım. Türkiye'nin en köklü fakültelerinden birinin İngiliz Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı'nı bitirmiş, "artık bu dile hakimim; benim anadilim bu" diye gezen bir yeni mezundum. İngiltere'ye gitmeden önce bana referans olan hocam ve değerli arkadaşım bana şunu tavsiye etmişti:

"Bence oraya vardığında pratik yapman için konuşman gereken kişiler senden yaşça çok büyük, böyle Wimbledon'da tenis finali ya da at yarışı izlemeye gider gibi giyinmiş insanlar. Çekinme. Git konuş. Ne olacak ki... "Hello, how are you today?" de. Bir kelimenin İngiliz İngilizcesinde nasıl doğru ya da yöresel farklılıkla telaffuz edildiğini öğrenirsin. Hiç belli olmaz... Kuram aldığın 4 lisans senene benzemeyebilir."

Havalimanından trene bindim. Yanımdaki koltuk boştu. 3-4 durak sonra aynı hocamın tarif ettiği gibi bir kadın vagonun başında durarak ve tek boş koltuğun benim yanımdaki olduğunu görerek bana doğru ilerlemeye başladı.

Ben tüm hazır İngilizcemle tüm olası soruları ve yanıtlarımı hazırladım:

-Pardon, oturabilir miyim?
-Elbette, buyrun.

İngilizcesiyle,

-May I?
-Of course.

Ama öyle olmadı...

"-Do you mind if I sit here, young man?
-Yes, of course."

Yani...

"-Oturmamda bir mahsur var mı genç?
-Var elbette."

Kısa değil, o sözün kökeni de öyle değil belki ama, yine de "kıssadan hisse":

Practice makes perfect.

Cheers & Light.

İngilizce Öğretmeni - Tümay ÇOKLUK

Yazıyı Paylaş
Yorumlar
0
Bir Cevap Yazın
E-Posta Adresiniz Yayınlanmayacaktır